Kartal Kültür Dayanışma Derneği’nin 11 Haziran Pazar günü düzenlediği söyleşi etkinliğine katıldık. Etkinlikte konuşmacı olarak Musa Piroğlu, Ender Öndeş ve Yeşil Sol Parti Milletvekili Özgül Saki yer aldı.
Musa Piroğlu konuşmasında şu vurgulara değindi: “Sol, sosyalist hareketin şu anki haliyle bir çıkış yolu bulmamız mümkün değil. İktidar yaşam tarzlarına göre bizi gruplara ayrıldı, biz de kendi mahallelerimizde kaldık. Ya halimizi değiştireceğiz ya da hayat kendine yeni yollar ve yapılar yaratacak. Bir çıkış imkânı ortaya çıkmıştı. CHP’nin seküler tarafı Kürtlere gözünü açmıştı. Kürdün sesi oraya gidiyordu. Siyasal olarak AKP’nin gerilemesi için yan yana olmak gerektiğini biliyordu. Bizim oralara girme imkânımız vardı. Ama seçimlere endeksli hareket etme tutumu sadece AKP karşıtlığında kalmamıza neden oldu. Seçimler ve sandığa dayalı hareket o mahallelere girmeyi ve o yarıkları derinleştirme imkânını ortadan kaldırdı. Seçim endeksli hareket etmek bu bağı kurmamızı engelledi. Bugün kriz derken sol sosyalist hareketlerin krizinden bahsetmek gerekir. Toplumsal harekette ciddi bir öfke birikimi söz konusu. Ama sol buraya dair siyaset yapmıyor. Sokak hareketlerinin olmaması, eylemliliğin azalması ve sol sosyalist parti ve grupların da sandık siyaseti ekseninde politika üretmesi, seçimlerinin ardından tartışılmaya başladı. Siyasetin kendisi, örgütlenme tarzı, ittifaklar sandık bazlı tartışılıyor ve oy eksenli görülüyor. Doğal olarak da tabanla ilişki seçim eksenli kuruluyor ve taban seçmen durumuna geliyor. Biz seçime sıkıştığımız sürece, parlamentoya sıkışıyoruz ve halkın temel çelişkilerine değinmek yerine, her şeyi sandığa mal eden bir yerde duruyoruz. Seçimi neden kaybettiğimizi tartışmak yerine, başka bir seçime hazırlanacağız ve muhtemelen yine aynı şeyleri söyleyeceğiz. Sol sosyalist hareketlerin çıkışsız olması bugün tartışılması gereken konudur.”
Özgül Saki ikinci konuşmacı olarak söz aldı. Konuşmasının özeti “Bizim kurumlarımız, tartıştıklarımız, politikamız yıkmak istediğimiz şeye benzemeye başladı. Güven duygusu, eleştirdiğin şeye benzememekle kurulabilir. Birtakım mücadeleleri bir yerlere havale ederek sorun yaşamaya başladık. Kürt sorununu Kürtlere havale ederek, sınıf sorununu hiçbir yere havale edememek, Alevi sorunlarını bir mezhep sorunuymuş gibi görmek ve Alevi derneklerine havale ederek yanlış yaptık. Bir kere bunu uzun uzun konuşmak gerekir. Biz bugün bu sorunları birlikte tartışarak aşabiliriz. Kürtlerin, Alevilerin, işçilerin sorunlarına bakarak yeniden örgütlememiz gerekir. Topyekün mücadele yöntemlerini bulmamız gerekir. 80 sonrasına baktığımızda 89 Bahar eylemleri önümüzü açmıştı. 90 sonrası Kürt hareketinin çıkışı ve kadın hareketlerinin yükselmesi bizim de önümüzü açmıştır. Bugün güven inşa etmemiz gerekir. Bizim araçlarımız var, çaresizlik durumuna mahkûm değiliz. Önümüzdeki dönem özeleştiri sürecine girmeliyiz. Bugünden elimizde ne varsa onlarla birlikte çıkış yapmalıyız. Bizim değerlerimizle yeniden çıkış yapabiliriz. Bunu HDP ile yapmalıyız”
Son olarak Ender Öndeş söz aldı: “Bazı ezberlerimiz var. Cümle içinde neoliberalizm geçirince her şey açıklanmış sayıyoruz. AKP sadece neoliberal olsaydı çoktan yıkılırdı. AKP neolibelarizm ile devlet müdahalesi, devlet imkânlarını kullandı. Biz birçok şeyi atlamaya başladık AKP nasıl çalışıyor, bir partiden öte bir sosyal örgüt olarak nasıl yapıyor bilmiyoruz. AKP’nin hangi politikalarla geldiğinde bakmadan önümüzü göremeyiz. AKP’yi iyi analiz etmek gerekir.”
Soru cevap kısmında birçok soru HDP’nin seçim stratejisi ve bu yenilgiden çıkış nasıl olmalı üzerindeydi. Köz’ün arkasında duran komünistler olarak katıldığımız etkinlikte biz de söz aldık. Söz alan yoldaş özetle şu vurgularda bulundu:
“Ortada bir yenilgiden söz ediliyor ancak sol bunu kendi çalışmalarını eksik yapmakla ortaya koyuyor. Solun değil burjuvazinin yenilgisinden söz etmeliyiz. Sol kendi adayıyla katılmadığı bu seçimlerden, seçimlerde kendi güçlerine güvenerek, kendi kimlikleriyle girdikleri herhangi bir mücadelede yenilmediler. Solun neredeyse hiçbir kesimi Millet İttifakı’nın parçası veya bakıldığında Millet İttifakı’nın da bir bileşeni değildi. Bugün Sinan Oğan’la karşılaştırma yapıyor sol, ‘Biz de aday çıkartsaydık Oğan yerinde biz olurduk’ diyor. Asıl olarak Oğan’ın pozisyonuna göre seçimlerde aday meselesini değerlendiriyor, bunu da bir pazarlık için kullanma şansından bahsediliyor. Sol neredeyse bir bütün olarak seçimin her iki turunda da burjuva kampın adayını destekledi. Kısacası sol Amerikancı muhalefetin seçim hayallerine kapıldı, düzen güçleriyle ortak bir ‘muhalefet’ paydasında buluştu ve böylelikle onun seçim başarısızlığına ortak oldu. Moral bozukluğunun sebebi de budur. Bugün konuşulan yenilginin ana nedeni budur. Ortada bakıldığında HDP yine mecliste vekil sayısı neredeyse geçmiş dönemle aynı ancak kimse tüm bu Millet İttifakı’nın yenilgisinden buraları göremiyor. Verilen özeleştirilerden de gördüğümüz hala aynı şekilde ‘Biz eksik kaldık, sınıfa gitmedik’ vs. diye anlatılıyor. Millet İttifakı’nın desteklenmesi ile onun kaybetmesi solun da kaybetmesi anlamına geldi. Seçimlere dair yapılacak değerlendirme de, seçim sonrası dönemin imkân ve fırsatlarını tespit ettiği, bizi çevreleyen bataklığı aşmanın yolunu gösterdiği, bu yolda atılacak somut adımları tarif ettiğimiz oranda önümüzü açacaktır. Bugün Yeşil Sol Parti meclise girdi. Bunu kimse görmüyor. Bugün işçi sınıfına gitmekten bahsediliyor. Bugün bu yenilginin nedenini bulmadan işçi sınıfına ne söyleyeceğiz? ‘Sınıfla bağımız yok’ söyleminin yanlışlığını deprem sonrası gönderilen tırlar, orada yapılan dayanışma faaliyetinin kapsam ve hacmi dahi gösteriyor. Bugün HDP hala mecliste 3. büyük parti olarak duruyor. Bugün 2015 öncesindeki gibi sokağı, mücadeleyi daha güçlü işaret etmek gerekir.”
Soru cevap kısmında etkinliğe katılan başka bir yoldaş söz aldı. Rejim krizi ve devrimci durum hakkında soru sordu: “Depremden baktığımız zaman neredeyse bütün sol ‘Devlet nerede?’ çağrıları yaptı. Oysa devlet zaten devletliğini yapmakla meşguldü. Genel olarak herkes sınıf ile bağını kurmaktan bahsediyor. Bir yenilgiden bahsediliyor. Ama bu yenilgi de net değil. Siyasi tarihi boyunca sürekli sıkışan ve siyasi kriz ile boğuşan bir Erdoğan var. Erdoğan MHP’ye mecbur kaldıkça merkezdeki bir kitle partisi olarak işleyen AKP’nin zayıflayışı hızlandı. Yönetenlerin eskisi gibi yönetemediğinin en açık kanıtlarından biri Türkiye’de süregiden içsavaş olsa gerek. 7 Haziran 2015 seçimleri sonrası Erdoğan’ın başlattığı içsavaş onun koltuğunu korumasını sağladı ama koltukta kalmanın bir de bedeli vardı: MHP’ye her bakımdan teslim oldu. Erdoğan bile bu yönetememe krizini görebilirken, geldiği durumdan çıkış bulmaya çalışıyorken bugün yönetememe krizinden bahsetmeden nasıl bir çıkış sağlayacağız? Başından beri durumun farkında olan Erdoğan ise kâh işbirlikçi bir Kürt partisi yaratarak, kâh İyi Parti’ye göz kırparak, kâh demokratik anayasa müjdeleri vererek iç savaşa kademeli olarak son vermeye, MHP’ye olan bağımlılığını azaltmaya çalışıyor. Seçimle birlikte MHP’nin ittifak içindeki ağırlığının artması ise Erdoğan’ın MHP’den kurtulma, iç savaşa son verme ihtiyacını yakıcılaştırdı. MHP’nin yumuşama girişimlerine taş koyma kapasitesi de arttı. Bu koşullar altında içsavaşın bitirilmesi mümkün değildir. Cumhur İttifakı içindeki çatışmaların artarak yönetememe krizinin derinleşmesi de cabasıdır. Bu durumdan nasıl bir çıkış olacak konuşmacıların da bu konuda ne düşündüğünü sormak istiyorum.”
Etkinlik soru cevap kısmının ardından sona erdi.
Gülsuyu’ndan Komünistler